15 Ocak 2011 Cumartesi

âh mine'l-aşk...


Ne kadar da çok olmuş yazmayalı...Hayatımdan eksilen bir ruhla susup hayatıma ummadığım bir anda giriveren yeni bir ruhla konuşmaya başlıyorum yine. Ve aslında epeydir eksilen yanlarımı sayıyorum. Sahip olamadığım,kabullenemediğim,yitirip gittiğim her şeyin muhasebesini yapıyorum. Ne acı ki bunu örtbas etmeye çalışıyorum habire. Kendime acıma safhaları... Hadi hep beraber üzülelim bana. Ne kadar acı,yazık,vah vah diyelim. E,peki sonra? Belliydi zaten diyelim. Aman sanki başka türlü olsa ne yapacaktı, diyelim. Kızalım sonra... Bir süre de görmezden gelelim. Ama bunu bana hissettirmeyelim. Aşağılayalım arada bir. Umursamayalım zaman zaman,sonra ansızın,tam ben toparlanıp ayağa kalkarken "Ee,hala aynı durumda mısın?" diyelim. Cevabı beklemeden arkamızı dönelim. Yürüyüp gidelim.

Sonra biri gerçekten umursamış olsun,bir an. Gerçekten merak etmiş olsun,kimim,neyim diye. Sonra elini vursun masaya,"Bunları gerçekten hissediyorum." desin,"Yarın olsun yine söylerim aynı şeyleri." desin. İnanayım... Siz olsanız inanır mısınız?

İnandım ben,elimi uzattım. Sonra beynimin içine yerleşen o üçüncü şahıs sesler yavaş yavaş uyanmaya başladılar yine. Nasıl oluyor da inanıyorsun bu kadar kolay dediler. Yahu ne doğru ki hayatında bu doğru olsun,dediler. Sabret yakında geçer,dediler. Sonra döndüm yine içime, hesaplaşma tam gaz başladı yine. Ailemi paraladım kafamda önce,sonra işimi,asla tam olarak benim olmayan işimi,sonra çocuklarımı kötüledim,sevmiyorum ki zaten onları dedim,seviyordum oysa... Kala kala ne kaldı ki geriye? Ama o hala oradaydı. Kafamdan geçenleri çözemediği için ürkek,kendi içinden geçenleri dökemediği için çekingen bakıyordu bana. Anlam veremiyordu içimde olup bitene; biyolojik değişimlerinin etkisiyle hırçınlaşan,sonra aniden kahkahalara boğulan,havada süzülen iki notaya teslim olup dans eden ama sanki birden yere düşüp ölecekmiş gibi dans eden birinin karşısında olsanız siz ne yapardınız?

Mutsuzluğa alışan bir adamın hikayesini anlattı bana. Hayatındaki tüm iyi şeyleri mutluluğa alışamadığı için elinin tersiyle iten o adamı anlattı. Ona çok benziyorsun, dedi bana. Üzüldüm... Sarılmak istedim boynuna,ama şimdi tek iyi şey sensin aslında,demeliydim. Ama sana alışırsam eminim sen de gidersin,bu yüzden alışmak istemiyorum demeliydim; saçmalıyorsun derdi. Haklı olurdu da. Ama benim hayatım hep böyle oldu demeliydim,ne zaman alışsam birine ya da bir yere uzaklaştırdım kendimden demeliydim,ama geçmiş geçmişte kalmalı derdi,haklı olurdu da.
Ne cevap verirdim? Sustum ben de,aman boşver dedim yeni bir sigara yakarken.

Sonra, oturdukları kafenin merdivenlerini bir hayalet sessizliğiyle inerken genç kadın, elinden tuttu adam. Loş bir sokağa saptılar. Uzaktan deniz görünüyordu,arkalarında uğuldayan kalabalığı bırakıp dilini bilmedikleri o ülkeye gittiler. Sokaklar hem çok tanıdıktı hem de yabancı bir memleketin bilinmeyen kapılarına uzanıyordu. Yanyana dizilmiş renkli vitrinleri geçtiler. Sokağın başında top oynayan sessiz çocuklar vardı. Neden bu kadar sessiz buralar dediler. Evlerinde huzurla oturmuş insanları düşlediler. Metruk bir evin camından tavana vuran ışığı gördüler. Heybetle yükselen bir binanın bahçesini gözlediler gizlice. Gülümseyerek yanlarından geçti birileri, bir taksici hiç konuşmadan müşterisinin eşyalarını bagaja yükledi. Bir kırlangıç geçti başlarının üzerinden tam sokağın bitiminde. Sonra gidip bir adamın avucuna kondu. Genç kadın sıkıca sarıldı adamın sol koluna,korkudan değil,içine dolan huzurdan. İyiyim şimdi dedi,içinden. Duydu mu adam bilinmez. Belki o anda bambaşka şeyler düşünüyordu.

Üçüncü şahıs sesler susmuştu şimdilik, annesi mutfakta çay koyuyordu, televizyonda bir adam çocuklara erken uyuyun diyordu. Sigara içmesi gerekti kadının,ama önce oturdu ve bugün söyleyemediği şeyleri düşündü,bugün yüzünde olmayan gülümsemeleri düşündü,sonra dedi ki -içinden- her şey güzel olacak, bu sefer güzel olacak. Olur mu bilinmez ama en azından karar verildi artık bir şeylere. Gerisini boş ver dedi yeni bir sigara yakarken.
21.24
İstanbul

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder