7 Şubat 2009 Cumartesi

küçük kara balık

Berfin, abimin kızı. Bugün ona hayatının en büyük kötülüğünü yaptım belki de. Küçük kara balık'la tanıştırdım onu. Henüz 10 yaşında. Özgürlüğün, merak etmenin, sorgulamanın anlamını keşfetmek için çok mu küçük?

Aslında önce okumalıydı Küçük Kara Balık'ın öyküsünü. Kendime en çok kızdığım bu oldu. Oysa ben hem tiyatroyla - ki bu ikinci kötülüktür- hem de Kara Balıkla tanışsın istedim. Profilo'da oyunun afişini görünce inanamamıştım. Her şeye rağmen güzel şeyler de oluyor dediğim bir andı. Kötü bir uyarlamaydı, oyunda salyangozun ölümüne değinilmiyor, balıkçıl yerini ahtapota bırakıyordu. Evet, yorum farkı diyebilirsiniz. Peki, 12 bin çocuğu ve torunuyla denizin dibinde yaşayan yaşlı balık, Kara Balık'ın hikayesini anlatırken, bizim içimizi burkan Küçük Kara Balık'a ne olduğunu hiç öğrenemeyişimizdi. Oysa oyunda, ahtapotun sarmaladığı balığımız kurtuluyordu!!!

İyimser olmak ve küçücük beyinlerin algılarını yeterince zorlamamak adına yapılmış bir -değiştirme- olduğunu düşünmek istesem de Behrengi bu sonu düşünmemiş miydi sorusu da insanın aklına gelmiyor değil.

Berfin benim aksime oyundan gerçekten tatmin olmuş bir şekilde çıktı. Bunda hem kostümlerin göz alıcılığı hem de oyun başında dağıtılan maskenin de payı büyüktür sanırım. Eve döndüğümüzde bu günü yazmasını istedim ondan -öğretmenliğin getirdiği içgüdüsel tavır- beni kırmadı yazdı. Aslında bu yazı yiğenime ithafımdır. Büyüdüğünde bu günü hatırlar mı, hayatında bir şeyleri değiştirir mi bu gün zaman gösterecek.

07.02.2009
İstanbul

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder