14 Ocak 2009 Çarşamba

yeni bir hayat isterken birileri...

Sen eskiden de böyle miydin? Böyle içine kapanık, insanlardan uzak… İki çift lafı bir araya getirmeye takatin olur muydu arada bir de olsa? Ne zaman sustun? Ne zaman karar verdin vazgeçmeye, boyun eğmeye?

Bir akşamüstüydü, hatırlıyorum. Akşamüstleri henüz ızdırap vermiyordu sana böyle. Benle bağlarını kopardığın zamanlardı. İkinci kez karşılaşacağımız fikri arada bir seni yokluyordu biliyorum ama huzursuzluk belirtilerini buna bağlamamaya çalışıyordun. Ne kadar da çocuktun öyle zamanlarda! Kendini benim gözümle bir görebilseydin, bunu beceremeyeceğini biliyordum, o zaman aklını başına alır ve o anın tadını çıkarırdın. Ama sen ne yaptın? Olur olmaz her şeye boyun büktün, burun kıvırdın. Tek başına küçücük odalara saklandın. Etrafındaki insanlara “beni rahat bırakın” diye öyle çok seslendin ki içinden, onlar da en sonunda vazgeçtiler senden. Yalnız kaldın. Oysa istediğin bu değildi öyle mi?

Şimdi durmuş geçmişin hesabıyla boğuşuyorsun. Nerede yanlış yaptığını anlamaya çalışıyorsun. Tanrı’yla kavgalar ediyor ve en sonunda yine ona sığınmakta buluyorsun çareyi. Arkadaşların akıl sağlığından şüpheye düşüyorlar zaman zaman. Eskilere sövüp dururken birdenbire olur olmaz şakalarla gülmekten yerlere yatıyorsun. Böyle anlarda oyunculuğunla gurur duyuyorsun biliyorum. Ah, ne kadar iyi tanıyorum oysa seni. Bazen sana gitmek ister misin diye soruyorum. Duruyorsun önce. Bakışların donuklaşıyor, mahzunlaşıyorsun. Sağ elinin yüzük parmağındaki yara inceden sızlıyor. Gözlerini gözlerime dikip yeni bir solukla tam cevap verecekken. “Olmaz” diyorsun. “Bu kadar kolay olmamalı.” Ümitsizliğin içinde böyle debelenip dururken neden hala bir şeyler bekliyorsun?

Eskiden böyle kararsız değildin oysa. Ne istediğini o kadar iyi biliyordun ki bu uğurda yapamayacağın, harcayamayacağın hiçbir şey olmazdı, olamazdı. Şimdiyse karar senin için dipsiz bir kuyu gibi. Almaya çalıştıkça kendinden neler veriyorsun.

Çocuklarını seviyorsun. Şu sıralar yüzünü gerçekten gülümseten bir tek onlar var. Seni dinlerken takındıkları o hayran tavırlar, bazense susmak bilmeyen sözlerinden boğulmaları… Bu mesleği seviyorum diyorsun ancak her gün eve dönerken ben bunu mu istiyordum soruları aklını kurcalıyor biteviye. Onlara bile bağlanmak istemiyorsun öyle mi? Her gün aynı kısır döngü… Mutluluk-mutsuzluk arası sıkışmışlık hissi. Her şey ne kadar da durağan… Oysa sana tekrar sorsam gidelim mi diye ilk söyleyeceğin “Nereye?” olmalı, sonra dinle, beni, içindeki sesi, öteki seni. Hayatında bir kez beni dinle önce, dur hemen reddetme! Bilmediğin bir yer var ve emin ol ben de bilmiyorum. Birlikte keşfetmek. Ben ve ben. Birbirimizin ardından oyunlar çevirmeden.

Yine mi olmaz… Yeni bir hayat için biraz kan kaybetmedik mi ikimizde?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder